Arama

1 Mart 2010 Pazartesi

50

Sakiniz.
Onca karmaşadan sonra susturabildim. Bir köşede o oturuyor şimdi, gözleri ıslak. Bıraktım düşünmeyi ama o sürekli plan peşinde.
Genelde konuşmuyoruz zaten, baktığımda içini görüyorum.
Uzlaşmak istiyorum Gökhan'la. O da istiyor biliyorum. Artık hırçın değiliz birbirimize karşı. Eksik, fazla; kabullenmeliyim kendimi -en azından ölene kadar.
Parmağımı kırdım diye kendime küstüm. Ya beynimi parçalayanlar? Onlara hala ihtiyaç duyuyorken bu zavallıya fazla yüklendim.
Yanına gidiyorum, bir adım atıp duruyorum. Hala tepkisini kestiremiyorum. Dibine kadar geldim böyle böyle, hala tepki yok onda. Parmağımı gözüne sokuyorum, ses çıkartmıyor. Gözüm çıkıyor, susuyor. İçine giriyorum, tek oluyoruz. Sağ gözünü de o çıkartıyor, biliyor bende var.
Kolumu kopartıyor sonra. Sırayla birbirimizi eksiltiyoruz, sırayla tek oluyoruz. Sağ kolum yok, onun da sol kolu.
Kalbime uzattı elini, boşluğu gördünce kendi kalbini verdi bana.
Sigara koyuyorum dudağına gönlünü almak için, o da ucunu yakıyor. Çekilmez değilmişim diye mırıldanıyorum, gülüyor. Önümüzdeki kuş bize gülüyor, saat on iki oldu diyoruz, sonra kuş istemsizce yuvasına giriyor bir saat boyunca. Tam altmış dakika tanıyor bize.
Umduğumdan kolay oldu, aynı kelimeler beynimde, aynı müzikler kulağımızda. Alışmak kolaymış.
Banyoya girdik, kafamı akvaryuma soktu; nefes almayı bıraktı. Ne kadar böyle kaldık bilmiyorum ama onun acısını duyabiliyorum, ciğeri yırtılıyor, her yer kanıyor.
Kulağımın arkasında solungaç çıktı. Akvaryuma giriyoruz. Ses yok, kimse yok. Eğlenceliymiş burası, oyun bile türetiyoruz kendimize.
Kıskacım çıktı, kırabiliyorum her şeyi bununla. Onun da kıskacı var. Kırdıklarımı kesiyor. Beraber bir şeyler yaptığımız için mutluyuz.
Sorun kalmadı derken bir el tutuyor bizi. Kıskaçları lastikliyor bir güzel ve tencerenin içine baş aşağı sokuyor. Aniden ölürsem zehirlermişim, canlı canlı pişirmeye başlıyor.
Önce zor gelmedi ama suyun ısınması durmuyor. Şuurumu kaybettim, ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Düşünemiyorum, Gökhan da konuşamıyor zaten.
Tencereden çıktık. Kapalı bir tepsiyle koca göbekli ve iğrenç gülüşlü herife servis edildik. Ulan tam da seviyordum kendimi! Adam önce kıskaçlarımı kırıp içini emdi. Gerdi ve yüzdü sırtımdaki kabuğu. Korkudan beyazlaşmış kanımı tattı önce, sonra sırayla tüm organlarımı yemeye başladı.
Durdu, bağırdı, sustu, nefes aldı ve tekrar bağırdı. Bıçakla kalbimi söktü ve yere fırlattı. İşine yaramıyor, yiyemez; çünkü hala çarpıyor!

1 yorum:

esse-vu dedi ki...

picasso tablosu gibi. içiçe geçmiş mantıksız gözüküp de bütününde şaheser olan parçalar bütünü.

Yorum Gönder